14 Şubat 2013 Perşembe

Purely Theoretical Hair



Dylan Moran'ın yukarıdaki videonun ortalarında bir yerinde tarif ettiği saç şekli bu. Erkeklerin erkek, kadınların kadın olduğu eski zamanlara, nostalji hastalığına yakalanmadan bakıyor. Şapkasını çıkardığında ortaya çıkan, pek az kalmış beyaz saç tellerinden utanmayan, onları sahiplenen ve 'teorik biçimde' tarayan ve bir pub'da ya da herhangi başka bir yerdeki sabit telefondan aranabilen eski amcalarla; ne olduğu hiçbir zaman bilinmeyen 'kadınsal mazeretlere' sahip olan ve yatak odalarında, üzerine oturup ağlamak için özellikle bulunan koltuklarda ağlayan eski teyzeler bunlar.

Şimdiki amcalar saçlarını tamamen kestiriyor, teyzelerin de kadınsal mazeretleri açıkça konuşuluyor. Bizde de eski amcaları ve tezyeleri tarif etmek mümkün tabi. Bunu izleyince aklıma geldi oradakiler, bizde de Muhsin Bey aklıma geliyor hemen nedense. 

Her şey değişiyor değişmesine de, bu anlamsız nostalji hastalığı yok olmuyor. Zamanında hiçbir anlam ifade etmeyen, hatta ilgi bile gösterilmeyen şeyleri, sırf o zamanlarda yaşadığı için sahiplenen nostalji hastalarından bahsediyorum. Evet, aman 80'ler, aman 90'lar ne güzeldi şeklinde ortada dolanan insanlardan bahsediyorum. Dylan Moran'ın bahsettiği, bilmemne çikolatası 2 dolardı diyen tiplerin nostaljisi. Kendi tarzıyla iyi cevap veriyor gerçi, kölelikti o, bırakın bu ayakları diye.

Mutlaka 80'lerde, 90'larda güzel şeyler olmuştur, güzel anılarımız olmuştur. O dönemlerde çocukluğunu, gençliğini yaşayanların elbette hoş anıları olacaktır. Ama sırf kendi neslini övmek ve o nesle aidiyetini pekiştirmek için, pek anlamsız, sıradan, hatta kötü şeylere gereksiz anlam yükleyerek göklere çıkarmak da ne oluyor?

Tabi, bazı şeyler zevk meselesi. Benim beğenmediğim şeyleri kimse övmemeli, diye bir anlayışım yok. Ama biz farkında olmadan, bize ait olduğunu zannettiğimiz diğer her şey gibi zevklerimiz de manipüle ediliyor. Geçmiş, bizim hatırlamak istediğimiz kadardır. Güzel şeyleri hatırlarız, bilmediğimiz şeyleri hatırlamamız da elbet mümkün değil, ama öğrenebiliriz. 80'ler ve 90'lar kendi ülkemizdeki birçok çocuk için çok karanlık yıllardı. Ülkenin büyük bölümü bunu bilmiyordu, hala da bilmiyor. Büyükler, bilmemizi pek istemiyordu çünkü, hatta onlar da bilmiyordu.

Neyse işte öyle aklıma geldi böyle şeyler. Bir mesaj kaygım falan yok, işte öyle gıcık oluyorum bazen bu nostalji hastalarına. Güzel olan o zamanlar değildi, bazılarımızın yaşadığı çocukluk güzeldi; ama ülkenin başka bir köşesinde Kürt çocuklarının yaşadığı güzel zamanlar değildi. 

Bugün de değişen bir şey yok aslında. Bir yanda güzl şeyler olurken, bir yanda çok çirkin şeyler oluyor. Bana göre sorunlu olan şey, duyarsızlık ve pişkinlik; suçluluk duygusundan yoksunluk. Maalesef 'bizim' güzel çocukluğumuzla özdeşleşen zamanlarla bağ kuranlardaki eskiye özlem iyi de, sorumluluk ve suçluluk eksikliği kötü. Yani, ne alaka, neden bahsediyodun nereye bağladın demeyin. Nostalji kötü bir şey olmayabilir de, Dylan Moran'ın dalga geçtiği iki dolara Mars çikolatasının satıldığı günleri hatırlamayı bile bir halt zannedenler de var işte. Bizde de saçma sapan şeyleri geçmişlerinin hatırlanacak yegane şeyleri yapanlar ve yanıbaşındaki çocukların hikayelerini yok sayanlar var. Bu yüzden bana bu nostaljik 80'ler 90'lar muhabbeti çok itici geliyor. Bilmiyorum çok mu anlamsız bir yakınma oldu benimki.

8 Şubat 2013 Cuma

Tame Impala


Efendim, biliyorsunuz Tame Impala diye bir grup var. Bilmiyorsanız da duydunuz şu an. Bu ilk yazımda, bu gruptan bahsetmek istiyorum. 

Bu arkadaşlar, Avustralya'nın Perth şehrinden. Tesadüfen Spotify'da Lonerism albümlerine denk geldim. Bir şarkı, iki şarkı derken, albüm o kadar sardı ki, günlerce aralıksız dinledim. Sonra, ilk albümleri olan Inner Speaker'ı da dinleyiverdim.

Baktım ki bu grubu bu kadar seven bir tek ben değilim. İki albümleri de Avustralya'da yılın albümü ödülünü almış. Ödüllerden falan daha önemlisi, birçok yorumcunun da üzerinde birleştiği nokta, rock'n roll'un daha ölmediği, bu grubu dinleyince.

Grup Kevin Parker'ın projesi olarak başlıyor. Teknik detaylar ve grubun kuruluşuyla ilgili bilgim bu kadar. Zaten burada, albümü bir müzik eleştirmeni gibi inceleyecek değilim. Sadece, bu grubun müziğinin beni yakalayan yanlarından bahsedeceğim.

Öncelikle, müzikte tekrar seven, otistik psychedelia bağımlısı kişiler için bu grup, yeni müziğe olan inancınızı pekiştirecek. 'Keep on lying'i ilk dinlediğimde, işte bu diye haykırasım geldi, ama haykırmadım. Kesinlikle, gücünü eskiden alan yepyeni bir şarkı. Aslında bunun en güzel somut örneği de, sesi ciddi şekilde John Lennon'ı andıran vokal. Kesinlikle, 70'lerin psychedelic müziğini çok iyi anlamışlar ve bu müziğin 70'lerde kalması gerekmediğini gösteriyorlar.

Efendim, ben müzikten o kadar derinlemesine anlamam. Ama bence bu grup, uzun zaman sonra beni bu kadar heyecanlandıran yeni bir grup oldu. Hep özlemini çektiğim şey, bugün büyük hayranlıkla dinlediğim müziklerin yeni olduğu zamanlarda yaşamak ve o müzikleri 'yeni' olarak dinlemekti. 60'ların ve 70'lerin müziğine özlem duyan bizim neslin de böyle bir grubun çıkışına tanıklık edebileceğine dair umudum kalmamıştı.

İşte böyle. Bu grup ne olur, nereye gider bilemeyiz tabi. Ama dünya gözüyle canlı izlemek istediğim gruplar arasında çoktan yerini aldı bile. 

Dediğim gibi InnerSpeaker ve Lonerism isimli iki albümleri var şimdilik. İki tane de şöyle canlı kayıtları var, artık merak ederseniz gerisini bulursunuz, hatta beni de haberdar edebilirsiniz.



İlk Yazı

Efendim biliyorsunuz, herkesin bir blogu var. Madem öyle, benim neden bir blogum yok? Bundan böyle, ben de aklıma estikçe bir şeyler yazayım, merak edenler okusun. İleride bakıp bakıp gülerim ben de, fena mı? Hem de böylece, gittikçe vahimleşen unutma vakalarına karşı önlemimi almış olurum.

Genel olarak aklıma esen her şey hakkında yazarım diye düşünüyorum. İlginç bir şeyle karşılaştığımda, 'yazarım bunu bloga' diyip, gerekli enerjiyi de bulursam, siz de buradan okursunuz. Ne güzel! Amma velakin, bazen Türkçe mi yazsam İngilizce mi yazsam bilemeyebilirim. İki dilde de yazabilirim yani, belli olmaz.

Hadi bakalım rasgele! Blogu açtıktan sonra, ilk yazıyı yazmam yıllar sürdü. Arayı bu kadar açmam umarım.